Dijitalleşme ve Etik, Genel Müdürümüz Çiğdem Penn’in yazısı BÜMED dergisinde

Kategori: Öne Çıkanlar  |  Yorum: 0 yorum  |  22 Şubat 2019


Peki ya etik ne olacak?

Dijitalleşmenin “etik” tarafı, üzerinde düşünmeye pek de vakit harcamadığımız bir alan. Üniversite yıllarımıza dönecek olursak, dijitalleşme Güney Kampüs’ün en havalısı ise, etik Kuzey Kampüs’te kütüphaneden çıkmayan tek öğrenci olurdu.

Bir yanda Nesnelerin İnternet’i (IoT), robotikler, biyometri teknolojisi, yapay zeka, artırılmış ya da sanal gerçeklik, dijital ve sosyal platformlar; diğer yanda kişisel verilerin mahremiyeti, seçim hakkı, otonomi, kişisel güvenlik, adalet ve güçlerin eşitliği konuları bir şekilde tanıştırılmayı bekliyor. Peki, bugünkü dijital hayatlarımızda etik nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Bu alanda yapılan çalışmaların çoğu, kişisel verilerin mahremiyeti konusuna yoğunlaşıyor. Özellikle IoT ve Büyük Veri analizleri, kişisel verilerin paylaşılması ve toplanması noktasında ciddi birer tehdit olarak kabul ediliyor. Evimizin mahremiyetini ve kişisel bilgilerimizi çeşitli yazılımlarla paylaştıkça; perdelerimiz istediğimiz saatte açılıyor, kahvemiz kendi kendine ısınıyor, Xbox bize “merhaba” diyor, Alexa bizi çok iyi anlıyor ve sadece en sevdiğimiz filmlerle karşılaşıyoruz, ama bu süreçte seçme hakkımızdan ve tamamıyla kendimiz olabilme özgürlüğümüzden feragat ediyoruz. Kamu güvenliği ve kişisel güvenliğimiz için kullanılan biyometri teknolojisi sadece kim olduğumuzu tespit etme noktasında durmuyor; aynı zamanda nasıl hissettiğimizi kodlayarak, duygusal mahremiyetimizi erozyona uğratıyor.

 Dijitalleşme, yıkıcı teknolojiler ve yeniliklerle tüketicilere yeni alternatifler sunarken, bir yandan tekelleşmeyi ve kanun tanımazlığı da beraberinde getirebiliyor. Lauren Henry Scholz, 2016 tarihli bir makalesinde Uber ve Airbnb gibi platformların kanunsuzluk üzerine kurulu bir iş modeli geliştirdiklerinin altını çizerken, Airbnb aracılıyla dairesini kiraya veren kişinin bu hizmet için bir lisans almamasının ya da Uber şoförlerinin asgari ücretin altında ücretle çalışmalarının bu platformların ticari başarılarının anahtarı olduğunu savunuyor. 

Sosyal platformların bizi arkadaşlarımızdan daha iyi tanıyacağı, her “like”ımızın açıkça satılacağı, siyasi eğilimlerimizin manipüle edileceği, hükümetlerin bizi sürekli gözleyeceği, birbirimize yabancılaşacağımız, “hep birlikte yalnız” hissedeceğimiz, robotlar tarafından ekarte edileceğimiz ve sokakta kim olduğumuz bilinmeden yürüyemeyeceğimiz günlerin bizi beklediğini hissedenlerin sayısı oldukça fazla.

Bazı sosyal bilimciler, dijitalleşmenin bu karanlık yüzünden şirketlerin sorumlu olduğunu düşünürken, bazıları ise verilerin sadece belirli bir amaç çerçevesinde toplanması prensibinden yola çıkarak “veri obezitesi” durumuna son vermeninkural koyucuların sorumluluğunda olduğunu söylüyor.

Avrupa Birliği (AB) ikinci görüşü savunuyor. Verilerin Korunması Kanunu ile 2016’dan bu yana veri toplayanlara ağır sorumluluklar yükleyen AB, Büyük Veri kullanımına karşı kişisel hakları koruma altına alıyor. Özellikle yapay zeka alanındaki düzenleyici çalışmalar için 7 milyar euro değerinde bir fonu onaylayarak, temel eksiklikleri giderme yolunda büyük bir adım attı.

Dijitalleşmeye kural koymanın ucuz olmayacağı belli ama temel sorun bunun nasıl yapılacağı. Evet, kanun koyucular veri bilimcilerin hızına erişemiyor; teknoloji, özellikle de yapay zeka algoritmaları, ait oldukları kurumlardan neredeyse bağımsız ilerliyor. Hâl böyle olunca, dijitalleşmeyi “yasallaştırmak” tek başına yeterli değil. Onu aynı zamanda “etik” hale getirmemiz, yani yeni bir felsefe, farklı bir bakış açısı geliştirmemiz ve gidişatı değiştirmemiz gerekiyor.

Veri toplayıcılar, bireyler ve kural koyucular olarak, kâr amacı içinde kaybolmadığımız, teknolojinin büyüsüne kapılmadığımız ve etik prensiplerle hareket ettiğimiz sürece, dijitalleşmenin bu karanlık tarafını hep beraber bertaraf edebiliriz. Kısacası, hepimiz Güney Kampüs’teki o havalı öğrencinin peşindeyiz ama bir ara kütüphaneye de uğramaya ihtiyacımız var.

Kaynakça:

  1.  Janssen, A., Kool, L., & Timmer, J. (2015). Dicht op de huid. Gezich ts- en emotieherkenning in Nederland. The Hague: Rathenau Instituut.
  2.  Scholz, L. H. (2016). Algorithmic contracts. Stanford Technology Law Review.
  3.  Podesta, J., Pritzker, P., Moniz, E.,Holdren, J., & Zients, J. (2014). Big Data:Seizing opportunities, preserving values. Washington: Executive Office of the President.
  4.  Hildebrandt, M. (2016). Law as information in the era of data-driven agency. The Modern Law Review, 79(1),1-30.

etiketler  | Dijitalleşme ve Etik | Çiğdem Penn | BÜMED dergisi | BÜMED


Önceki Yazı

Gençlerin Aşık Olduğu Markalar

Yorum bulunamamıştır. İlk yorumu siz ekleyebilirsiniz >